MEVLANA'DA İNSAN EĞİTİMİ

25 Mart 2017  Cumartesi günü  Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cihan  Okuyucu’nun konuşmacı olarak katılımıyla“ Mevlanada insan eğitimi”  başlıklı bir sunumun özeti aşağıdadır. Ayrıca katılımcılara sunulan küçük bir ney taksimini izlemek için tıklayınız.


KONUŞMA  ÖZETİ
MEVLANA’DA İNSAN  EĞİTİMİ
İçi boş, benzi sararmış, ona āşıktır māye,
Derd-i hicrān ile inler eder âh leylâye.
Arzeder hıçkırarak aşkını hep mevlâye,
Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Bu cihānın ötesinden geliyor nağmeleri,
Kanatır sîneyi, kalbi, deler elbet ciğeri.
Erişir mi buna kudret, buna insan hüneri,
Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!


Öncelikle  bana sizinle  sohbet  imkanı  veren  değerli  başkanımız  Muhammet  Kurulaya ve  yaptığı  ney  taksimiyle yukarıdaki  mısraları bize  yeniden  hatırlatan  değerli  arkadaşım  Neyzen  Ömer  Saruhanlıoğluna  teşekkür  ederim.
  Her büyük  ahlakçı  gibi Hz. Mevlana’nın bütün  eserlerindeki  ana konu da  insan ve insan  eğitimidir.   Her şeyden  önce  bir  ön  kabul  olarak  insanın  eğitilebileceğini ve  eğitimle  daha  iyi bir  insanlık  seviyesine   getirilebileceğini  kabul  eden Mevlana insan ve  eğitim  konusundaki  fikirlerini  Mesnevinin  başındaki  Ney  metaforu  ile       ifade  eder. Başlangıçta  hiç bir  özelliği  olmayan basit  bir  kamış çeşitleri  ameliyelerden  geçtikten-kesilip yakılarak  içi  temizlendikten ve  perdeler açıldıktan-  sonra büyülü  nağmeler  çıkaran   kabiliyetli  bir  enstrümana,yani  neye  dönüşmüştür. Demek  ki başlangıçta  her  kamış  ney  olmaya  adaydır  ama  henüz  ney  değildir. Mevlanaya  göre   insanlar da  başlangıçta  ham  kamış gibidirler. Onlarda  da  olgun  insan  olma  potansiye  mevcut ise de  bu  her  adayın  o  amaca  ulaşacağı  anlamına gelmez. Ancak   bir   üstadın eline  düşen  ve  kamışın  geçirdiği  tasfiye  etaplarından  geçen yani  egolarından arınan   adaylar  kamil  manada  insana  dönüşebilir.Zahiri  benzerliğin  yanıltıcı  olduğunu  O şu beyitlerle  ifade  eder:
Ger be-suret  ademi insan  budi                     Ahmed ü  Bu-Çehl  heme  yeksan  budi
İştirâk-i lafz  dâim rehzenest                          İştirâk-i  gebr  ü mümin  der-tenest
(Eğer  görünüşle  insan  olunsaydı  Hz. Peygamberle  Ebu  Cehil  bir  olurdu. O halde  görünüş  yanıltıcıdır. Putperestle  müminin   benzerliği sadece bedendedir,yoksa içerikte  degil.)
 Mevlanaya  göre   bu dünyanın  var oluşu  işte  böyle  bir  meyveyi  elde  etmek  içindir.Mealen şöyle  der:”Hiç bir bahçıvan  meyve vermeyecek  ağacı  dikmez. Tanrı  bahçıvanı da  bu  dünya  ağacını  olgun bir  insan  meyvesi  versin  diye  dikdi.Sen de  olgun  insan  olmakla  Tanrının  maksadına  yardımcı  olmadasın”
Buna göre  Mevlananın  eğitimde anlayışının,    modern    anlayışdaki  gibi eğitimi bilgi  aktarımıyla  özdeş görmekten  ziyade  bilginin  insana  katılması  ve  erdeme  dönüşmesi  olduğunu  söyleyebiliriz. Gerçekten  erdeme  dönüşmeyen  bilginin  sonuçlarını  günümüzde  bütün insanlık  yaşayarak  tecrübe ediyor. Toynbee’nin  tespitiyle  günümüz  insanlığının   zayıf  erdem  omurgası  onun bilgi  ağırlığını  kaldıramamakta  ve  bu  da  bütün  insanlığı  kendi  kendisini  yok  etme  riskiyle  yüzyüze bırakmaktadır.
Mevlana Kuran-ı Kerimdaki  bütün  emir ve yasakların amacının insanı  bu  ahlaki  olgunluğa  eriştirmek olduğu  fikrindedir. Zira  Hz. Peygamber  kendi  ba’s sebebini  ahlakı  olgunlaştırmak  olarak  tarif  etmektedir. Esasen ona göre tasavvuf da  dervişlik de  arınmadan  ibarettir:
            Hest  sufi  an ki  şüd savfet talep
            Ney libas u  suf u hayyati vü deb
(Her kim  arınma  peşindeyse  sufi  ve derviş odur. Yoksa  dervişlik  hırka ve sof  giymek  yahut  ayin ve  erkan değil.)
Yunus Emre de  bu  fikri  şu  mısralarla  ifade  eder.
 Dervişlik dedikleri  hırka ile  taç  değil              Gönlü  derviş  eyleyen hırkaya  muhtaç  değil
Hırkanın  ne  suçu  var  sen yoluna  varmazsan   Vargıl  yolunca  yürü  er yolu  kalmaç  değil
    
Mevlanaya göre  ibadetin ve kulluğun temel  görevi insanı  daima Hakkın  huzurunda  olma  şuuruna-insan  şuuruna- eriştirmesidir. O kulluğuyla  müftehirdir:
  
 Men bende  şüdem bende  şüdem bende  şüdem  Men bende  be-haclet  be-ser  efkende  şüdem
Her bende şad şeved  âzâd  şeved             Men  şad ezan ki türa  bende  şüdem
(Ben kul  oldum, kul  oldum, kul  oldum. Bu kulluk/kölelik konusundaki  eksikliğimden  dolayı  başım  mancubiyetten  önüme  düştü. Her köle  hürriyetini  kazanmakla  mutlu  olurken benim mutluluğum  sana  köle  olmaktır. )
Dinin emri  olan 5 vakit  namazdan  hakiki  gaye  kulu   daimi  namaz şuuruna  ulaştırmaktır. Daimi  namaz  daimi  Huzurda  bulunma  halidir:
Penç  vakt âmed  namaz-ı  rehnümûn Âşıkanra  fi  salati  dâimûn
     Ger dü   çeşm-i  Hak-şinâs  âmed  türâ            Dost  pür bin  arsa-i  her dü-serâ  
 
Yine  Yunus  bu  beyitleri  şöyle  Türkçeleştirir:
 
Ey dün gün Hakkı  isteyen  bilmez misin Hak kandadır       
Her kandasam anda  hazır kanda  bakarsam andadır
Her kanda ki  gözün baka  Çalap hazırdır mutlaka
Şol can ki  tapmadı  Haka  assısı  yok ziyandadır
Eylegil  suretin  ören can sırrıdır  ana  eren                           
Batın  gözüdür dost  gören  zahir  gözü  yabandadır
Yunus Emre  gözün aç bak  iki  cihan toludur Hak               
Gümanı  sıdk  oduna  yak şöyle-eşkere nihandadır
       
Böyle bir şuura  erişen  insan için  yeryüzü  Hakkın  tecellisinden ibarettir. Bu bakış  her varlığı insan için  sevgili  hale  getirir. Tıpkı  Mecnun  için  Leylanın  eşyaya  taşması  ve  her şeyi  Leylaya  dönüştürmesi  gibi. Bu  hal insana  bir cennet  hayatı  yaşattığı  gibi  ukbada da  kulu  makbul  kılar. Zira  C.Hak  insandan  kendi  huzuruna  böylesi  bir  iç temizliğiyle  dönmesini  ister:
            Mâ zebânra nenegirim ü kâlra
            Mâ  revânra  bingirim  ü  hâlra
Bu beytin  Türkçe  ifadesi şudur:
            Sanma ki  ey hâce senden zer ü sim isterler
      Yevme  lâ-yenfauda  kalb-i selim isterler
  
Yani; Ey ahiret yolcusu! Hakkın  huzuruna  çıkınca  senden  mal mülk veya  çoluk  çocuk  değil   temiz bir  kalp  isterler. O huzura   öyle  bir hediyeyle  çıktıysan  ne  mutlu!