Prof. Dr. Beril Dedeoğlu’nun “ Türkiye'nin gerçekleşen darbe girişimi sonrası uluslararası arenadaki durumu” baslikli konusmasi.

22 Ekim 2016, Cumartesi sabahı Yükseköğretim Kurulu Üyesi, Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı, ve Eski Avrupa Birliği Bakanı, Sayın Prof. Dr. Beril Dedeoğlu’nun Dünya’da ve Ortadoğu’da son dönemdeki siyasi değişiklikler konusunda ki sunumunu izledik.

Yıllardır katıldığımız Ortadoğu’nun siyasi durumu ve geleceği ile ilgili konferanslarda bile rastlamadığım bir berraklıkla bölgede ki gelişmeleri aktardı Prof. Dedeoğlu.

Konuşmasına dünya’da bir süredir istikrarsız bir denge sürecinin yaşandığını sürekli bir devinim olduğunu ve sonuçlarının öngörülemez olduğundan bahsetti. Bu süreçte devletleri güçlerinin ölçütlerinin de değiştiğini anlattı. Öngörülen veya uygulanmaya çalışılan politikaların başarısı bunlara karşı oluşan dirençleri ne ölçüde yenebildikleri ile ortaya çıkıyor. 

Daha önce asker, silah ve teknoloji ile ülkelerin güçlerini tahminde kullanılıyordu. Bugün ükelerin gücü diğer ülkeler içindeki hareket güçlerine göre değerlendiriliyor. Ülkelere para giriş çıkışı gibi faaliyetler artık kolaylıkla izlenemiyor. 

Orta Doğu’da ve dünyanın bir çok yerinde vekalet savaşları yaşanıyor. Bu dünya devlerinin bir birlerini doğrudan hedef almak yerine üçüncü ülkelerde küçük ölçekte güç yarıştırmalarına sebep oluyor. Bu vekalet savaşları da, en azından kısa vadede, büyük savaşları önlüyor. 

Daha önce çokça sözü edilen iç siyaset ve dış siyaset ayrımı gittikçe ortadan kalkıyor. Hem iç siyasetin dış siyasete üzerinde hemde dış siyasetin iç siyaset üzerindeki etkisi artıyor ve iz düşümleri oluyor.

Bu yeni dönemde liderlik ve siyasi yapıların yeniden tanımlanması gerekiyor. Liderlerin özellikleri ve yönetişimde yenilikler ön plana çıkıyor. Liderlik konusunda da gözle görülülebilir bir kalite düşüşü hissediliyor. 

Türkiye bölgesinde  özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya’nın politikalarından etkilenmektedir. Amerika’da devlet başkanı ve arka taraftaki bürokratik yapı arasında zaman zaman politika farklılıkları da yaşanmaktadır. 

Başkan Obama Çin’i bir düşman görerek Rusya’yı kendi safına çekme gayreti ile geçirdi ilk başkanlık dönemini. Amerika ile Avrupa arasında ekonomik birliğin sağlanması için çalıştı. Ukranya’da yaşananlar bu ekonomik birliğe karşı olan bir reaksiyondu.

Başkan Obama ikinci döneminde parçalı yapıların desteklenmesi politikasını güttü. Kosova, Kıbrıs ve Filistin’in desteklenmesi bu politikaların sonucudur. Bütünü istemiyoruz küçük parçacıkları kendi tarafımıza çekmeliyiz türünden bir politika uygulandı.

Diğer taraftan, Rusya Başkan Putin ile büyüme siyaseti içine girdi. Ukranya’daki gelişmeler ve Kırım’ın Rusya tarafına geçmesi bu büyüme politikasının bir sonucu oldu.

Suriye ve Irak’ta da Amerika ve Rusya farklı politikalar izliyorlar. Bugün bu bölgede 45 farklı ülke mücadale ediyor. Bu mücadele aynı zamanda birbirleriyle. 

Rusya Şam ve Bağdat hükümetleri üzerinden bölgeye hakimiyet sağlamaya çalışıyor.  Amerika Suriye’de farklı Irak’ta daha farklı politikalar izliyor. Suriye’de yerel hükümet karşıtı güçlere yardım ederek Amerika’ya bağlı adacıklar oluşturmaya çalışırken, Irak’ta Bağdat hükümeti üzerinden bir mücadele veriyor.

Bölgede mücadale yalnızca yerel güçler arasında değil Amerika ile Rusya arasında da bir güç savaşı var. Bununla beraber Amerika ve Rusya’nın mutabık olduğu bir konu Avrupa’nın bu bölgedeki mücadelenin dışında tutulması.

Bölgede bir takım siyası gelişimler de yaşanmakta ve diğer devletlerinde doğrudan müdahil olma gayretleri izlenmektedir. Türkiye İsrail ve Türkiye Rusya yakınlaşması soz zamanlarda yaşanan önemli politika değişiklikleridendir. Prof. Dedeoğlu Türkiye’de yaşanan 15 Temmuz darbe girişiminin de bu sürecin bir sonucu olduğunu düşünüyor. Türkiye’yi ve dolayısıyla bölgenin tamamını dev bir Lübnan’a dönüştürme gayretleri var.

Türkiye’nin bu krizin içine erken bir safhada çekilmesi Amerika tarafından istendi. DEAŞ ve aynı zamanda PKK terörü ülke içinde arttı. Bu Türkiye için Suriye ve Irak’a müdahale için bir davetti.
Türkiye buna direndi. Bu süreçte Rusya kendisini için bir fırsat buldu. Darbe girişiminin bu süreçte olması manidardır.

Rusya ve Amerika Irak ve Suriye’yi tek bir problem olarak görmekteler fakat farklı politikalar uygulamaktadırlar. Rusya Bağdat hükümeti üzerinden Iran’ın etkisini azaltmaya çalışırken Amerika Türkiye ve diğer ülkelerin desteği ile yerel güçlere yardım etmektedir. 

Türkiye sınır komşusu olarak bir gün kendisine silah doğrultacak grupları istemiyor. Bölgedeki diğer bir güç olan Iran’ın sınırları ve iç yönetimi ile ilgili sıkıntıları var. Amerika ve Rusya İran ile Türkiyeninin bölgedeki bu gelişmeler nedeniyle karşı karşıya geleceklerini düşünmüyor.

İsrail ve Saudi Arabistan Türkiye ile Iran arasındaki dengeyi sağlayan diğer iki güç. Türkiye Saudi Arabistan’ı oyunun içinde tutmaya çalışıyor. Israil ise medyadan uzak kalarak bu dengeyi koruma rolü üstleniyor.            

Türk dış politikasında da bir takım hatalar yapıldı. Bunlardan ilki barış dönemi politikalarının savaş döneminde de sürdürülmeye çalışılmasıydı. İkinci hata düşmanların önceden yüksek sesle ilan edilmesiydi. Bunları önceden ilan edince geri adım atmak güçleşti.

Türkiye’nin yeni politikası düşmanlarını ülkeler olarak ilan etmemesi. Bunun yerine sınır güvenliği politikası üzerinde duruluyor. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’nun ilerlemesi bazı ülkeler tarafından Türk askerinin ilerlemesi olarak değerlendiriliyor. Hükümet bir sonra varılacak hedefi dünyaya önceden ilan ediyor. Suriye’deki ilerleme Rusya’nın dur diyeceği noktaya kadar sürecektir. Irak’ta ise Türkiye’nin ilerlemesine Amerika karşı çıkacaktır.

Amerika’daki başkanlık seçimi bölgedeki siyaseti de değiştirebilir. Trump’ın seçilmesi durumunda Trump ve Putin’in kısa sürede anlaşarak pastayı paylaşmaları beklenmektedir.

Iranın bölgedeki etkisinin ne olduğu konusundaki soruya Prof. Dedeoğlu Iran’a bu aşamada olayın dışında kalması için uyarılmış olduğunu düşündüğünü söyledi. Iran akıllı bir politika uygulamaktadır. Amerika ile ekonomik ortaklık Rusya ile ise askeri ortaklık politikası gütmektedir.

DEAŞ’ın yerleşik br devlete dönüşmesine izin verilmeyeceğini düşündüğünü belirtti. Radikal islam argümanı ile ortaya çıkan hiçbir yeni yapılanmaya izin verilmeyecektir. Diğer ülkeler için tehlike arz eden veya küresel güçlerin hoşuna gitmeyen politikalar izleyen ülkeler radikal islamcı olarak adlandırılıp bunlara karşı mücadelenin başlaması muhtemeldir. Gelecekte Türkiye’ye karşı da böyle bir politika uygulanabilir. 

Prof. Dedeoğlu DEAŞ’ın tamamen ortadan kaldırılmasının düşünülmediği ama şehir devletleri gibi küçük bölgesel yapılar olarak hayatına devam edilmesinin istediğini belirtti.