Yükseköğretim'deki Yasa Değişikligi Hakkındaki Görüşümüz

Değerli akademisyenler ve akademisyen adayları,
 
2002 yılında 73 olan Türkiye’deki üniversite sayısı 2018 yılı itibariyle 185 olmuştur. Benzer şekilde 70 bin olan akademisyen sayısı da 150 bine çıkmıştır. Son 15 yılda akademik çalışmalarda izlenen artış oranı, üniversite ve akademisyen sayılarındaki artış oranından daha fazladır. 2002 yılında SCI-EXPANDED, SSCI, A&HCI kapsamında yaklaşık 10 bin akademik makale üretilmişken, 2016 yılı itibariyle bu sayı 38 bin civarı olmuştur.
 
Yukardaki verilere göre akademik üretkenlik son 15 yılda belirgin bir şekilde artmıştır. Bu üretkenliğin daha ileri bir noktaya taşınması ve ülkemizin 2023 ve 2053 hedefleri doğrultusunda emin adımlarla ilerleyebilmesi için 1980’lerden kalan eski sistemin değişmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, ‘Yardımcı Doçent Doktor’ kadrolarının kaldırılması ve doçentlik sistemindeki değişikliklerle ilgili YÖK tarafından yapılan önerilerin önemli olduğunu düşünüyoruz. Fakat yapılan yeni düzenleme, akademideki sorunları henüz bütünü ile çözebilecek durumda değildir. Bu yüzden bu duyuruda sadece getirilen son değişikliklerle ilgili düşüncelerimizi ifade edeceğiz.
 
Yasa tasarısında öğretim üyeliğindeki üç aşamalı sistemin korunup ‘Yardımcı Doçent Doktor’ kadroları yerine yine öğretim üyesi statüsünde yeni kadrolar oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Bu durum ile akademiye yeni bir heyecanın geleceği ve başarılı akademisyenlerin daha bilinçli bir şekilde akademik çalışma yapıp doçentlik yolunda ilerleyeceğini düşünüyoruz. Ayrıca kurulacak olan ‘Akademik Kariyer Platformu’ ile doktora mezunlarının doğru ve hızlı bir şekilde pozisyon bulabilmesinin de önü açılacaktır.
 
Doçentlik sözlü sınavının kaldırılması ile objektif olmayan değerlendirmelerin önüne geçilerek bu sürecin belli bir standart dahilinde yürütülmesi mümkün olacaktır. Ayrıca dil puanının zorunlu tutulması fakat puan barajının üniversitelere bırakılması, farklı profildeki akademisyen ihtiyacının karşılanması açısından önemlidir. Dil yeterliliğini ölçmeye dönük YÖKDİL sınavı da bu konuda son yıllarda yapılmış önemli bir gelişmedir.
 
Bu değişikliklerle birlikte diğer önemli bir gelişme de YÖK ve ÜAK bünyesindeki bazı önemli yetkilerin üniversitelere devredilmesidir. Üniversitelerde çeşitlilik ve akademik bağımsızlık açısından bu konuyu özellikle takdir ediyoruz. Fakat söz konusu yetki devrinin, kişiye özel keyfi uygulamalara yol açılmasının önüne geçecek tedbirlerle birlikte gerçekleştirilmesinin daha sağlıklı ve değişikliğin amacına uygun olacağını düşünüyoruz.
 
Akademisyenler tarafından farklı eleştirilerin getirildiği bu yasa tasarısı ile ilgili aşağıda belirttiğimiz üç konuya katkılarımızı sunmak isteriz:
 

  1. 1. Öğretim üyesi statüsünde olacak yeni kadro unvanında kavram karmaşası yaşanmaması ve tenzili rütbe şeklinde algılanmaması için, ‘Doktor Öğretim Görevlisi’ yerine ‘Öğretim Üyesi Doktor’ ifadesini öneriyoruz.
  2. 2. Üniversite ödeneği, yeni kadroda bulunanlar için %165'ten %175'e çıkartılıp Doçent kadrosundaki akademisyenler ile eşitlenmiştir. Öğretim üyesi kadrolarındaki farklılığın korunması ve akademisyenlerin doçentlik için motivasyonlarının artırılması adına üniversite ödeneğinin Doçent kadrosunda bulunanlara %175’ten %195’e çıkarılmasını öneriyoruz.
  3. 3. 2547 sayılı kanunun 26. maddesinde Profesörlüğe yükseltilerek atamada, ‘Doçentlik unvanını aldıktan sonra en az beş̧ yıl süreyle’ ifadesinin ‘Doçentlik yeterlik belgesini aldıktan sonra en az beş yıl süreyle’ olarak güncellemesini öneriyoruz. Böylece yayın aşamasını geçen akademisyenlerin, kadro sorunu yaşaması durumunda bile mağduriyetleri en aza indirilecektir.
 
Bunlara ek olarak, doçentlik sürecinde yaşanabilecek bazı zorluklarla ilgili aşağıdaki konulara da dikkat çekmek isteriz:
 
  1. 1. Doktora eğitimi ve öncesi yapılan akademik çalışmaların doçentlik kriterlerine etkisinin sınırlı olmasının devamını fakat bu etkinin uygun bir oranda arttırılmasını öneriyoruz.
  2. 2. Doçentlik yeterlilik belgesi alan akademisyenlerin, ihtiyaç duyulan üniversite ve bilim dallarına Doçent kadrosunda hızlı bir şekilde atanabilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılmasını öneriyoruz.  
  3. 3. Yeni sisteme geçiş sürecinde, doçent adaylarının bu durumdan en az etkilenmelerini sağlamak adına ders yüklerini de dikkate alarak sağlıklı bir şekilde akademik çalışma yapabilmeleri için gerekli düzenlemelerin yapılmasını öneriyoruz.      
 
Son olarak, yapılan bu değişiklerle amaçlanan akademideki ilerleme için üniversite ve yönetimlerine büyük sorumluluk düşmektedir. Bu sorumluluğun sadece yönetimlerde değil biz akademisyenlerde de olduğunu hatırlatmak ve vurgulamak isteriz. Üniversite yönetimleri, akademik üretkenliğin artırılması için gereken önlemleri almalıdır. Bununla beraber, akademisyenler de sanayi iş birliği ile AR-GE çalışmalarını çeşitlendirmelidir. Ayrıca, disiplinler arası ve uluslararası ortak çalışmalar ile bilime katkıları artarak devam etmelidir.
 
Saygılarımızla,
 
ÜNDER – Üniversite Öğretim Elemanları Dayanışma Derneği